CHEF

Jon Favreau, kendisine Iron Man ile “gişesi sağlam” etiketi vurduğundan beridir, yapımcılar tarafından daha çok seviliyor.

Nitekim bu kendi sevdiği komedi alanına dönüş yapması için de kredi sağlamış görünüyor. Chef’de başrolü de üstlenen Favreau, bir zamanlar gelecek vaad eden, yaratıcı bir yenilikçiyken alışılmışın ve test edilip onaylanmışın rahatlığında ruhunu kaybetmiş bir aşçıyı oynuyor. Kayıp ruhunun eksikliğini gidermek için karşısına bir fırsat çıktığında ise patronu buna engel oluyor ve çileden çıkan aşçımız Falling Down’daki Michael Douglas’a dönüşmek yerine eski karısının tavsiyesiyle yollara düşüyor ve Amerika’da pek rağbet gören “food truck” sektörüne giriş yapıyor. (Bizim seyyar köfteci ve pilavcıların biraz gelişmiş hali)

Favreau, eski eşinden olan tek oğluyla iletişim kurmakta zorlanan aslında bir dehayı bünyesinde barındırıp da onu özgür bırakamayan aşçı Carl Jasper’ı oynuyor. Filmin yan rolleri de ünlü oyuncular tarafından kapılmış. Dustin Hoffman’dan Scarlet Johansson’a, John Leguizamo’dan Sofia Vergara’ya, Oliver Platt’ten Bobby Cannavale’ye bir çok ünlü isim filmde arz-ı endam eylerken bir ara Iron Man’in ta kendisi Robert Downey Jr.’ı bile ekranda görüyoruz.

Aşçı Jaspers, restoran aracını alıp yola koyulduğunda oğluyla iletişim kurabilmenin de yolunu buluyor. Genç çocuk babasına yeni nesil iletişim tekniklerini gösterirken yemek yapmanın zamandan ve mekandan pek de bağımsız olmayan bir sanat biçemi olabileceği dersini alıyor ondan.

Amerika’lıların çocuklarıyla iletişim kurabilmek, onlara sevgilerini gösterebilmek adına ortak bir eylem alanı yaratma takıntısının uzantısı olarak yemekte buluşan baba-oğul daha da yakınlaşıyorlar ve bunu yol hikayesinin genel kalıplarına şöyle modern bir teğet geçerek başarıyorlar.

Filmin temposu genelde düşmediği ve espriler gereğinden fazla bayatlamadığı için film izlenebilir bir yapım; ancak karakterlerin derinliği yok ve hikaye oldukça sıradan işlenmiş. Carl Jaspers’ın bağımsızlığa düşün olduğunu iddia eden yardımcısının neden onla bir panelvanda sıkışıp çalıştığını açıklamak için çaba bile sarf edilmemiş, hikaye kendi kendisini sıkıştırdığı hayattan kurtulup hayallerine ulaşmaya çalışan bir adamın külkedisi masalına dönüşmüş.

Onlar eriyor muradına, biz çıkıyoruz en yakın restorana.