GONE GIRL

Aşkta herşey mübahsa sevdiğini iddia ettiğin kişiye kendini beğendirmek için aslında olmadığın bir varlığa dönüşmen kabul edilebilir mi? Herşeyden önce bu mümkün mü? Dönüştüğünü iddia ettiğin şey aslında zaten senin bir tezahürün değil midir? Sonuçlarına katlanamadığında onu reddetmek akıl karı mıdır?

Açılış sekansıyla ne olacağının müjdesini verebilen ender filmlerden birine imza atmış Fincher ve kesinlikle Fight Club’dan sonraki en iyi eseri Gone Girl (Kayıp Kız).

Film eşi kaybolan, sırlara sahip bir adamın sıradan bir öyküsü olabilecekken, yönetmen ustalığının ne demek olduğunu bize anlatan bir sinema dersine dönüşüyor ve Fincher’ın gözümüzdeki başarısız girişimlerini (Panic Room, The Social Network) silip atıyor.

Nick Dunne, eşi Amy’nin 5. evlilik yıldönümlerinde kaybolmasıyla sarsılır ve hayatı bir daha asla geri dönülemeyecek biçimde rayından çıkar. Olaylar gelişirken polis Amy’nin kayıp değil bir cinayet maktulü olduğuna ve eşi Nick’in de katil olduğuna kanaat getirmeye başlar. Yavaş yavaş ortaya çıkan sırlar, sıradan ve mutlu bir evlilik görünümü altındaki sorunları ortaya dökerken Nick, tek çaresinin kayıp eşini bulmak olduğunu anlar.

Fincher’ın yarattığı karakterler olağanüstü (!) doğallıkta ve anlattığı öykü ne kadar sıradışı olursa olsun karakterlerinin abartısızlığıyla sağlam bir zeminde ilerlemekte.
Post-modern zamanların evlilik kavramıyla, toplumun “fenomen”lere verdiği tepkiyi işinin ehli bir mahiyette izleyiciye aktarırken pek sevdiği hikaye sürprizlerini de (plot twist) kullanmaktan geri kalmıyor yönetmen. Öykünün unsurları, karakterlerin hikayeye dahil olma zamanlamaları ve tavırları ise kusursuza yakın.

Sağlam kurgusu ve sade kara mizahının gücüyle ilerliyor film. Nick’in kız kardeşiyle beraber işlettiği barın adının “The Bar” olmasına polis detektifinin verdiği “How meta!” tepkisi aslında izlerken bizim de filme bol bol verdiğimiz bir tepki.

Neredeyse her izleyenin kendini özdeşleştirebileceği birer karakterin harikulade bir orkestra oluşturmasına benzer bir film olmuş Gone Girl. Fincher keyifle izlenesi bir usta yapıtını sunmuşken kaçırmamak lazım.