Küçükken sabah kahvaltılarında soba maşası sobanın üstüne konur ve biraz sonra üzerinde tereyağı eritmek amacıyla kesilmiş ekmek dilimleri o maşanın üzerine yanyana dizilirdi. Kızardıklarında alıp masaya koymak ise bizim değil büyük ağabey ya da ablalarımızın işiydi. “Sobaya dokunma elin yanar.”

Kıstırılmışlıklar içerisinde nefes almak için başvurduğumuz yöntemlerin çocuksu kaçmasının sebebi nedir? İnsan olmanın, daha doğmadan DNA’larımıza işlenmiş olmasının göstergesi midir bu? Canımızı yakandan kaçarız; bilmediğimizden korkarız. Küçükken sobaya el sürme diyeni olmayanların, bugün o sobaya el uzatmamalarındaki sebep Safa’nın dediği tecrübeden sonraki idrakin pahalılığından olsa gerek. Peki en değerli varlıklarından biri haline gelmez mi insanın bu idrak? Güzel olan bu tecrübeden kaçmak mıdır yoksa sobanın cazibesinde kendini yitirmenin ardından gelen acının bilincine varmak mıdır? Ta ki bu bilincin ışığında aynı acıyı tekrar etmeyecek olgunluğa erişile. Yaşamımızda ihtiyacımız olan tüm sıcaklığın o sobadan yayıldığının farkında olarak devam ederken yola soba tanımımızı oturtmuş olmak en önemli husus değil midir?

Nedir bir sobada dikkat edilecek hususlar?

Soba Kural 1: Yeterli sıcaklığı üretecek güçte olmalı.

Soba Kural 2: Yeterli sıcaklığı üretecek istekte olmalı.

Soba Kural 3: Yaşam alanının sunduklarıyla ve imkanlarıyla çelişmemeli.

Sobayı tanımlarken yaşamımızdaki sıcaklığın kaynağı demekle onun temel vazifesini belirtmeye çalıştıysak da yaşam alanımızda kaplayacağı yeri tayin ederken gözü kapalı tercihlere başvurmamız el yakmaktan öte zararlar verebilir. Öncelikle insanın yaşam alanını tayin ve tertip etmesi ve sobaya hazır hale getirmesi gerekir. İhtiyacı olan sıcaklığa erişmek adına önce yaşam alanının kısıtlarını ve imkanlarını göz önünde bulundurmayanların yanılgıları çok geçmeden yanlış soba tercihi nedeniyle aşırı kaynak tüketimi ya da yetersiz sıcaklık sorunlarıyla yaşam alanını tarumar edebilir. Yapılan en büyük hatalardan biri de bu yaşam alanının değişme hayaline binaen aslında yaşamında yeri olmayacak olan sobaların peşine düşmektir ki burada Peyami Safa’nın tecrübe hakkındaki tesbiti haklılığını gözler önüne serer.

Sobanın gücünün objektif olarak değerlendirilmesini engelleyen birçok faktör vardır; ancak en sık karşılaşılanı tabii ki fenomen yanılsamasıdır. “İmaj hiçbir şey” olabilir ya da “her şey”; ancak soba hususunda bu konudaki ayrımı kesin olarak yapmamak büyük bir zaaf olarak karşımıza çıkar. Bu zaaf ise bizi olmadık pişmanlıklara sürükleyerek yaşamı eziyet haline getirmede ustadır. “Uzay üssü” görünümlü bir göz alıcılıkta işlendiği için takdir edebileceğiniz sobanın sizi ısıtmaktan fersah fersah uzak çıkması, uğruna tüketmiş olduklarınızdan ötürü ürpertilerden ziyade zararlara sebebiyet verebilir.

Sobanın gerekli olup olmadığını tartışmaya bile gerek olmadığını bilmem belirtmeye gerek var mı? Sobasızlığın can yakan doğasından ötürü karşımıza çıkan sorunlardan sıyrılmanın yolunu kimi oyalayıcı tesellilerde bulmamız neticesinde aslında sobanın yokluğunu yaşanabilir kılmaktan öteye gidemiyoruz. Bir huzur ya da mutluluk düzlemine erişmekten ziyade var olmanın gerek şartlarını korumaya sarılmış oluyoruz.