Nedir yaşam? Durdurulamayan saatler silsilesi. Nedir brütü? Yirmidört saat… Düştük mü sekizini uyku için? Kaldı geriye onaltı… Düştük mü dokuzunu mesai için? Kaldı geriye yedi… Düştük mü ikisini yol için? Kaldı geriye beş… Düştük mü birini yemek, tuvalet vb. ihtiyaçlar için? Kaldı geriye dört… İşte brüt yaşamlarımızın neti bu dört saat. Pek klasik bir hesap yöntemi, bilirim; ama öyle.

Bu dört saatte güleceksin, ağlayacaksın, arayacaksın, bulacaksın, seveceksin, nefret edeceksin, dertleneceksin, dertlerine derman bulacaksın, dertlere deva olacaksın, sevişeceksin, küseceksin, barışacaksın, küresel ısınmayı engelleyip penguenciklerin de üşümemesini sağlayacaksın, Saraçoğlu’nu Sevilla’ya zindan edeceksin, muhabbet erbabı arayıp bulacaksın, ardından muhabbet de edeceksin onlarla. Savaşlara son verip barışı getireceksin yüreklere ve zihinlere, Kürt meselesini tahlil edip çözüm bulacaksın, başörtüsünü üniversitelere sokup laikliği elden bırakmayacaksın, Ermeni’lerle dünya çapında barış sağlayacaksın bu dört saat içinde. Yoksulluğa çare bulup insanları kardeş edeceksin, okuyacaksın, dinleyeceksin ve bir de üstüne yazacaksın, dinleteceksin kendini. Brüt hayatının net hüzünlerini yüreğine pranga değil baştacı edeceksin. Sonra da hesaplamalara girişeceksin. Daima geleceğe yönelik hesaplamalara… Günden, dünden izler taşımayan hesaplamalarla harcayacaksın vaktini bir de.

Diğer yandan akıp giden yaşamı izlerken gözucunla, senin mutluluğunu başkası yaşayacak; ağlayacaksın inceden. Hiçkimselere hissettirmeden hem de… Tutku derken birileri kendi saplantıları ve tutku yoksunluğundan muzdarip ruhlarının anlık feveranlarına; tutkulu olacaksın bir de bu dört saat içinde. Diyemeyeceksin “Tutkuyu gömlek mi bellediniz bre naçarlar? Günün dördünde giyer; yirmisinde çıkarır, katlar, bir kenara koyarsınız. Tutku gömlek değil; tendir. Tenden içre candır. Ya ilmek ilmek onunla örülüdür ruhunuz ya da yumruk olup çöreklenmiştir midenize”

Bir başka brüt günün sabahına uyanacaksın. Net hesabının gün geçtikçe aşağılara çekildiğini bildiğin halde daha fazlası için ümitvar olarak uyanacaksın. Yaşayacaksın aynı döngüyü günbegün, haftabehafta, aybeay, senebesene… Kulağına ölümsüz tınıları fısıldarken Erkan Oğur, ölümlülüğünün acziyetini sindireceksin bir de bu dört dahilinde. Kabaracak kesintiler toplamı her adımında ve senden hep daha fazlası istenirken ha babam uğraşacaksın net hesabını arttırmak için. Beceremeyeceksin; bildiklerini iddia ederken o hep bilmişler sen bilemeyeceksin ve bunun da günahını sırtlanacaksın. Dostlar teselli iltifatlarıyla sararken çevreni, hep bilmişler merkezlerine kendilerini koydukları yaşamlarının tartışılmaz üstünlüğünden dem vuracaklar ve benmerkezciliklerini dirayet, özgüven diye yutturmaya çalışacaklar sana.

Net hesabı yapmaya çalışacaksın ardından. Bir kez daha… Bir bakacaksın ki brüt günün net hesabı bir tebessümden ibaret imiş sadece. Kazara muhatabı olduğun, aslında seni hedeflememiş olan ve zaman-mekan olasılıklarının azizliği bir tesadüfün koynundan sana ulaşmış bulunan bir tebessüm. Derdine dert katacaksın diğer günlerinde net hesabının bu kadar kabarık olmayacağınının bilinciyle. O tebessüm muhatabını aramaktadır. Tıpkı senin muhatabı olacağın tebessümü aradığın gibi. O tebessümü de düşünce hesaptan, bir bakacaksın ki boş kalmış net hanesi. Tıpkı boş kalmış ruhun gibi.

Bir başka brüt sabaha uyanacaksın yine o tebessümün umuduyla; lakin bulamayacaksın. Bir bakmışsın ki brüt ömrünün sonunda; neti hayatının, o tebessüm peşinde koşmak imiş.